Wu Qiqiong, Yue Yue’nin sivri diline çoktan alışmıştı. Tartışmaya girmek yerine, eğilip yere attığı çantayı aldı ve yüzünde özür diler gibi bir gülümsemeyle çantayı Yue Yue’ye geri verdi.
“Eğer bu hâlimi beğenmiyorsan… senin için kilo veririm.”
“Uğraşma boşuna. Mesele birkaç kilo fazlalık değil. Kilo dediğin verilir zaten ama cimriliğin… İşte ona çare yok! Ne zaman beraber alışverişe çıksak, illa indirimde ne var ne yok ona bakıyorsun. Markete gitmek başka hikaye, onun için bile indirim kovalıyorsun. Otele gidelim diyorum, sırf ucuz diye interneti ve kliması olmayan yerleri tutuyorsun! Arkadaşlarımın hepsinin kendi arabaları var, ben ise hâlâ otobüste metroda sürünüyorum.”
Wu Qiqiong her zamanki sakinliğiyle onu ikna etmeye çalıştı, “Pekin’de trafik çok kötü, ayrıca benzin fiyatları uçmuş durumda. Araba kullanmak sence de mantıksız değil mi?”
Yue Yue öfkeden dişlerini sıkıyordu, “Çok haklısın. Aylık iki bin yuan alıyorsun zaten. Pekin’de her şey ateş pahası, sonuçta sevgilinin olması da çok masraflı. Madem tasarruf etmek ve para biriktirmek istiyorsun, ayrılalım işte.”
“Yapma böyle….” diye yalvardı Wu Qiqiong gururunu hiçe sayarak, “Sana para harcamaktan asla gocunmuyorum.”
“Doğru, iki bin yuan maaşı harcamaktan niye gocunasın ki zaten? Elinde ne varsa harcamaya kalksan en fazla bir kase dou zhi ve iki parça jiaoqian alabilirsin. Güya seçkin bir üniversiteden mezunsun, sabah dokuz akşam beş çalışıyorsun ama bir ön lisans mezunu kadar bile kazanamıyorsun! Çocukluk arkadaşım liseyi bile bitiremedi, ama şimdi BMW’si var. BMW alamasan bile, en azından bir Passat alsaydın bari!”
ÇN: Dou zhi (豆汁), Çin’in başkenti Pekin’e özgü, mung fasulyesinden yapılmış geleneksel bir fermente içecektir. Hafif bulanık, grimsi-yeşil renkte olup ekşi, keskin kokulu bir tada sahiptir. Genellikle sabahları sokak tezgâhlarında tüketilir ve yanında kızartılmış halka çörek (jiaoquan) ile servis edilir. Pek çok yabancıya itici gelse de Pekinliler arasında hâlâ sevilerek içilir.

Wu Qiqiong cebinden bir mendil çıkardı, Yue Yue’nin alnındaki teri nazikçe sildi
“Merak etme… Birkaç yıla alacağım, söz.”
“Birkaç yıl sonra mı? Üç kuruş maaşınla araba alabileceğini mi sanıyorsun cidden? Gecekondu mahallesindeki yıkık dökük evine beni davet ederken hiç utanmadın mı? Wu Qiqiong yani Wu Jiqiong, sonsuza dek yoksulluk demek. İsminde bile hayır yok senin. Neyse, içeri gir ve annene ayrıldığımızı söyle.”
Yue Yue arkasını dönüp gitmeye yeltendiği anda Wu Qiqiong yeniden koluna yapıştı. İki tarafın çekişmesini gören sokak köpekleri bile havlamaya başladı.
Wu Qiqiong’un gözleri dolmuştu ve sesi titriyordu, “Hiç umut yok mu…gerçekten her şey bitti mi?”
Açıkçası Yue Yue sivri dilli olsa da taş kalpli biri değildi. Zaten vicdansız biri olsaydı, bu zamana kadar sabretmez ondan çoktan ayrılırdı. Wu Qiqiong’un acınası halini gören Yue Yue’nin kalbi sızlamıştı. Lakin artık ona karşı hiçbir şey hissetmiyordu. Er ya da geç ona bunu söylemek zorundaydı. Böyle tereddüt etmeye devam ederse, nereye kadar böyle sürüp gidecekti?
“Wu Qiqiong, açıkçası seni fakir olduğun için değil hırslı biri olmadığın için terk ediyorum. Seninle birlikte olduğum günden beri bir kez bile konfor alanının dışına çıkmadın. Benimle kavga etsen ya da biraz sesini yükseltsen bile, en azından ilişkimizde bir heyecan olurdu. Nazikçe söylemek gerekirse, ağırbaşlı birisin ama gerçekte sen tam bir ödleksin! İşe yaramaz herif!”
Yue Yue’nin arkasındaki elektrik direğinin dibinde bir kaldırım taşı duruyordu. Wu Qiqiong ona öylece bakarken birden aklına “Üç Sabah Dört Akşam”daki bir hikâye geldi. Hikâyedeki erkek, aşkını geri kazanmak için defalarca o taşı başına vuruyordu. Sonunda da yürek burkan bir aşk hikâyesi ortaya çıkıyordu.
“Senin için ölmeye hazırım,” dedi Wu Qiqiong aniden.
Yue Yue bunu duyunca gözlerini bile kırpmadı. Sanki bir şakaymış gibi yalnızca güldü.
“Bırak ölmeyi koluna çizik bile atsan gözümde adam olursun.”
Wu Qiqiong sendeleyerek elektrik direğine doğru yürüdü ve ardından eğilip bir köşesi kırık kaldırım taşını yerden aldı. İki eli rüzgârda sallanan kurumuş bambu çubukları gibi titriyordu. Sonunda tuğlayı sıkıca kavradı ve Yue Yue’ye döndü, dudakları şiddetle titriyordu.
“Ben…şimdi yapacağım ve sen de göreceksin. Sonra pişman olma ama.”
Yue Yue ona küçümseyerek bir bakış attıktan sonra arkasını döndü.
Güm!
Yue Yue aniden olduğu yerde donakaldı. Kafasını çevirip baktığında yüzü kireç gibi oldu.
Wu Qiqiong yere yığılmıştı. Vücudu seğiriyor, alnından kanlar fışkırıyordu.
“Qiong! Qiong! Korkutma beni ne olur! Yardım edin! Burada biri intihar etti!”
Oha naptin lan