İçeriğe geç
Home » Revenged Love 6. Bölüm: Anneden borç para almak

Revenged Love 6. Bölüm: Anneden borç para almak

Wu Qiqiong damardan serum alırken yüzüstü uzanmıştı. Kafasını yana çevirip Jiang Xiaoshuai’ye baktı, “Ben düzgün yaşayan, alnı açık bir adamım. Şimdiye dek içime sinmeyen hiçbir şey yapmadım. Ona tüm kalbimi ve ruhumu adadım. Tüm bunlara rağmen neden benimle ayrılmak istiyor?”

“Tam da bu yüzden. Sen fazla dürüstsün, fazla açık ve tahmin edilebilirsin… Bu sebeple senden sıkılmış olmalı. Her insanın içinde az çok bir ‘fethetme arzusu’ vardır. Seninle geçirdiği zaman boyunca, o fethetme arzusunu da yitirmiş ve geriye hiçbir şey kalmamış. Düşünsene bir, bitirdiğin bir oyunu dönüp tekrar tekrar oynuyor musun hiç? Yahut aynı diziyi dönüp dolaşıp yine izliyor musun?”

“İzliyorum. Liangjian’ı yirmiden fazla kez izlemişimdir.”

Jiang Xiaoshuai pes etmişti, “Senin kadar inatçısı az bulunur.”

Wu Qiqiong boyası soyulmuş telefonunun kenarını tırnağıyla kazırken huzursuz görünüyordu. Kendinden emin olamadığı için Jiang Xiaoshuai’ye fikrini sormaya devam etti, “Peki, iyileştikten sonra onunla tekrar görüşsem, ona pahalı bir hediye alsam, böylece cimri olmadığımı göstersem… yine de benden ayrılır mı sence?”

Jiang Xiaoshuai yumuşak bir tonla karşılık verdi, “Sevgi bittiğinde geriye bahanelerle bezenmiş zehirli bir sarmaşık kalır. Senden ayrılmak için her zaman yeni bir bahane bulacaktır. Sen o zehirli sarmaşığın dallarını budarsın, bir bakarsın yeniden filizlenir. Senin o sarmaşığı kökünden kesmen belki aylarını alır ancak o, ertesi gün yeni bir bahane yaratır. Ona asla yetişemezsin…”

“Bu söylediklerine inanmıyorum,” dedi Wu Qiqiong inatla.

Jiang Xiaoshuai sinirlenerek Wu Qiqiong’un kafasına vurdu.

“Sen neden bu kadar inatçısın ya?”

“Ben sayısalcıyım ve her şeyi delile dayandırırım. Kesin bir kanıtım yoksa keyfi çıkarımlarda bulunmam. Senin gibi romanlara fazla gömülen insanlar ise kafalarında gereksiz senaryolar kurarlar. Aslına bakacak olursak, insanlar o kadar da karmaşık canlılar değiller. Bazen insanlar bir cümleyi yanlış anladılar diye bile ayrılabiliyorlar, bu gibi örnekleri say say bitmez.”

“İyi o zaman!” dedi Jiang Xiaoshuai, Wu Qiqiong ile tartışmayı bırakmaya karar vermişti, “Sen bilirsin!”

Göz açıp kapayıncaya kadar bir ay geçmişti. Havalar da artık iyice serinlemişti ve Wu Qiqiong’un yarası da tamamen iyileşmişti. Bu bir ayda Wu Qiqiong on kilo daha vermişti; hem daha enerjik görünüyordu hem de yüz hatları daha da belirginleşmişti. Her gün Jiang Xiaoshuai ile sohbet ediyordu ve zaman daha kolay geçiyordu. Üstelik mizacı eskisine göre daha sabırlı ve daha olgun bir hâle gelmişti.

“Bu sefer sahiden gidiyor musun?” dedi Jiang Xiaoshuai ve Wu Qiqiong’a göz ucuyla baktı, “Yine geri dönmeyeceksin, değil mi?”

“Dönmem herhâlde. Bu kez elimden geleni yaptığım için içim rahat.”

Jiang Xiaoshuai rahat bir nefes verdi, “Tamam o halde, artık gidebilirsin. Vakit buldukça uğra ama bana.”

Wu Qiqiong sağlam adımlarla klinikten çıktı. Bu sefer Yue Yue’yi görme arzusu eskisi kadar yoğun değildi. Hemen telefonuna sarılıp onu aramamış, bunun yerine eve gitmişti.

Annesi divanda oturmuş torunu için yün örgü örüyordu. Gelgelelim artık kimse bu tarz yünlü giysiler girmiyordu. Yün kıyafetler oldukça ağırdı ve yıkaması da meşakkatliydi. Lakin annesi yine de örmek istiyordu, çünkü dışarıda satılan giysilerin yeterince sıcak tutmadığını düşünüyordu. Yaşlılığı nedeniyle gözleri eskisi kadar iyi görmüyordu. İğneye ipliği geçirmek onun için bir hayli güçtü.

“Ben geçireyim,” dedi Wu Qiqiong.

Wu Qiqiong nasırlı parmaklarıyla iğnenin ucunu tutarken gözleri adeta ışıl ışıl parlıyordu.

“Oğlum, çok zayıflamışsın,” dedi annesi endişeyle.

Wu Qiqiong usulca gülümsedi, “Diyet yapıyorum.”

“Ama bir deri bir kemik kalmışsın. Biraz daha kilo alırsan daha iyi görünürsün.”

“Sen öyle beğeniyor olabilirsin ama gelininin de beğenmesi lazım.”

Annesi yeniden, “Yue Yue ne zaman bizim eve gelecek?” diye sordu.

Wu Qiqiong ona iğneyle ipliği uzattı ve sorusunu hafifçe geçiştirdi, “Yakında. Bu aralar işleriyle meşgul. Vakit bulamıyor.”

Annesi başını salladı ve örgüsüne devam etti.

Wu Qiqiong, annesinin kesip attığı kumaş parçalarını kenardaki ayakkabı kutusuna koyduğunu gördü. Bu parçaları neden biriktirdiğini bilmiyordu. Ayakkabı kutusunu on yıldan fazladır kullanıyordu. Ayakkabıyı aldıkları marka çoktan iflas etmişti ama ayakkabı kutusu hala sağlamdı, en ufak bir bozulma bile yoktu. Wu Qiqiong’un kalbine bir sızı saplandı ve kelimeler boğazına düğümlendi.

Annesi onun tedirginliğini çoktan fark etmişti, “Sanırım bana söylemek istediğin bir şey var, değil mi?”

Wu Qiqiong birkaç kez söyleyecek gibi oldu ama yine de cesaret edip söyleyemedi.

Annesi oğlu ağzını açmasa da hemen anlamıştı. Divanın ucuna doğru yöneldi. Yan taraftaki kat kat yorganlar düzgünce istiflenmişti. En üstteki iki yorganı kaldırdı ve arasındaki yorganın iç astarına dikilen küçük cepten bir cüzdan çıkardı. Cüzdan da sıkıca dikilmişti ve içinde yalnızca on bin yuan vardı.

“Anne, bu parayı sana ileride muhakkak geri ödeyeceğim,” dedi Wu Qiqiong.

Annesi elini salladı, “Sen benim oğlumsun. Anne oğul arasında borç diye bir şey olur mu hiç?”

 


 

4.3 7 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest

1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Lityum
Lityum
11 ay önce

Bu çocuğun perişanlığı beni çok üzüyor😭

You cannot copy content of this page

1
0
Would love your thoughts, please comment.x