Sheng Shaoyou nadiren bütün geceyi dışarıda geçirirdi. Keyfi yerindeydi, lakin Hua Yong’un kederli yüzünü gördüğü anda coşkusu kaybolmuş ve ifadesi kasvetli bir hal almıştı.
Şoförü insanların yüz ifadelerini anlama konusunda ustaydı. Hemen bir bahane bulup oradan ayrılmış ve Hua Yong’u yüzünde hoşnutsuz bir ifade olan Sheng Shaoyou ile baş başa bırakmıştı.
Hua Yong ne bir şey sormuş ne de bir şey söylemişti. Bunun yerine mutfağa gidip Sheng Shaoyou için bir kase akşamdan kalma çorbası getirmişti. Tüm malzemeler evde mevcuttu. Sheng ailesinin diyetisyeni geleneksel Çin tıbbı üzerine eğitim almıştı ve Sheng Shaoyou’nun hatırlayabildiği kadarıyla, evlerinde merhemlerden tutun şifalı bitkisel karışımlara kadar hiçbir şey eksik olmamıştı.
Akşamdan kalma çorbasında biraz meyan kökü vardı, bu yüzden tadının acı olmaması gerekirdi. Ancak, açıklanamayan bir şekilde Sheng Shaoyou’ya çorbanın tadı zehir gibi gelmişti ve yutmakta güçlük çekiyordu.
Kaseyi masaya bıraktıktan sonra ses tonunu yumuşattı ve orkideye şaka yollu takılmaya başladı, “Bu gece neredeydin? İş yemeği nasıldı?”
Hua Yong kanepenin önünde durmuş ona yukarıdan bakıyordu. Oturma odasındaki yumuşak ışık yüzünün çoğunu gölgede bırakıyor, gözlerini okunamaz hale getiriyordu. Gelgelelim dudakları düz bir çizgi halinde birbirine bastırılmıştı ve ifadesinde açıklanamaz bir soğukluk vardı; bu da Sheng Shaoyou’yu biraz rahatsız etmişti.
“Bir Kore restoranındaydım. Fena değildi, ama pek eğlenceli de sayılmazdı,” dedi Hua Yong.
Sesinde doğal bir yumuşaklık vardı ve her daim yavaş konuşurdu; tam da Sheng Shaoyou’nun en sevdiği tondu bu. Yine de o anda, konuşma hızı değişmemiş olsa da nedense sözlerinde yoğun bir baskı hissi vardı.
Hatta öyle ki, Sheng Shaoyou gibi S-seviyesi bir alfayı rahatsız etmeye yetecek kadar güçlüydü. Kafasının derisi karıncalandı, el ve ayakları buz kesti ve omurgasından aşağı doğru hafif bir ürperti indi. Ardından içgüdüsel olarak hafif bir feromon salgıladı.
“Peki ya siz, Bay Sheng?”
Sheng Shaoyou kendisine hakim olmaya çalışıyor ve feromon yoğunluğunu nispeten düşük tutuyordu. Hua Yong feromonlardan etkilenmiş gibi görünmüyordu. Bunun yerine, birkaç adım yaklaştı ve yüzünde hiçbir duygu belirtisi olmadan, “Bu kadar geç saate kadar neredeydiniz?” diye sordu.
“Sormaman gereken şeyleri sorma,” dedi Sheng Shaoyou soğuk bir ifadeyle. Birazcık ilgi görünce hemen şımaran omegalardan nefret ederdi. Karşısındaki kişi, göz zevkine tam anlamıyla hitap eden Hua Yong olmasaydı, ona çoktan defolup gitmesini söylerdi.
“Öyle mi? Sormamalı mıyım?” dedi Hua Yong ve hafifçe güldü, lakin ifadesi hala sertti, “Öyle güçlü bir omega kokusu var ki üzerinizde, kapıdan bile alabiliyordum kokuyu. Bay Sheng, yoksa bir omega tarafından mı işaretlendiniz?”
Eğer S-seviyesi bir alfayı öfkelendirmek istiyorsanız, ona işaretlendiğini söylemek şüphesiz en hızlı yoldu.
S-seviyesi alfalar feromon dünyasının krallarıydı ve insan fizyolojisinin zirvesinde duruyorlardı. Modern dünyadaki bu güç savaşında, S-seviyesi feromonların biyolojik silah olarak sayıldığını söylemek abartı olmazdı. Savaş alanındayken de silahsız bir S-seviyesi alfa, yalnızca bu ezici fizyolojik avantajına dayanarak dahi tüm alt seviye alfalara ve omegalara diz çöktürebilirdi.
Feromon yoğunluğu yeterince yüksek olduğu sürece, karşı tarafın silahı olsa bile işe yaramazdı; çünkü tetiği çekecek güçleri bile kalmazdı. Güçlü bir feromon baskısının ezici ağırlığı altında, daha düşük seviyeli düşmanlar genellikle parmaklarını bile kıpırdatamazlardı.
Ve Sheng Shaoyou tam da böyle bir alfaydı. Bir omega tarafından işaretlendiğini söylemek şüphesiz tam anlamıyla bir aşağılamaydı.
Sheng Shaoyou’nun ifadesi tamamen soğuk bir hal aldı ve “Hua Yong,” dedi, “Haddini bil. Benim ne yaptığım seni hiç alakadar etmez.”
Hua Yong ona şaşkınlıkla baktı; bakışları o kadar yabancıydı ki, sanki karşısındaki adamı hiç tanımıyormuş gibiydi. Uzun bir müddet sessizce öylece durduktan sonra, sonunda dolu gözlerle başını salladı, “Bay Sheng haklı. O halde ben odama dönüyorum. İyi geceler, yarın görüşürüz.”
Sheng Shaoyou onu kolundan yakaladı.
O an aklından birdenbire saçma bir düşünce geçti; Hua Yong belki de hiç uyumamıştı. Bornozunun altından görünen kolu buz gibiydi ve bu soğukluk ancak bütün gece oturup birini beklemekten kaynaklanabilirdi.
Demek, Sheng Shaoyou’nun eve gelmesini beklemişti.
Sheng Shaoyou’nun kalbi bir anda yumuşadı. Omegaların hep güzel sözlerle avutulması gerektiğini düşündüğünden, Hua Yong’un gönlünü almak için dudaklarını araladı.
Fakat nadiren birini teskin etmek için sabır gösteren ve her daim kayıtsız olan Genç Efendi Sheng, bu büyük jestini sergileme şansı bile bulamadı. Hua Yong’un görünüşte ince ve solgun parmakları oldukça güçlü çıktı ve Sheng Shaoyou’nun parmaklarını zorla kolundan çekti. Ardından narin ama inatçı orkide dudağını ısırdı, hiçbir şey söylemedi ve sessizce odasına çekildi.
—
Takip eden günlerde, aynı çatı altında yaşamalarına rağmen Sheng Shaoyou şaşırtıcı bir şekilde onunla bir kez bile karşılaşmamıştı.
Kahvaltı, kurabiyeler ve akşam yemeği hala zamanında yemek masasında beliriyordu. Yine de Hua Yong sanki bir tür hassas takip sistemi kurmuş gibiydi—ne olursa olsun Sheng Shaoyou’dan mükemmel bir şekilde kaçınmayı başarıyordu.
Orkide çiçeklerinin hafif ve zarif kokusu hala evin içinde dolaşıyor, her köşeye yayılıyordu. Ancak kokunun sahibi ortalarda yoktu. Sheng Shaoyou buna en fazla dört gün dayanabilmiş, beşinci gün sabrını yitirmişti. İşten sonra eve döndü ve girişte durdu; sadece yemek odasındaki ışık açıktı. Uçsuz bucaksız, boş dairede hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Anında öfkelenerek kapıyı yıldırım hızıyla kapattı.
Ardından Sheng Shaoyou dışarı fırladı ve kapı arkasından gürültüyle çarpıldı.
Sikeyim böyle işi. Kime tavır yapıyor böyle? Madem beni görmek istemiyor, keyfi bilir o zaman! Zaten bu kıskançlığını çekecek ne sabrım var ne de isteğim. Kim peşinde koşacaksa koşsun, umurumda değil artık. Bıktım ben!
Ama daha birkaç adım atmıştı ki telefonu titredi. Hua Yong’dan bir mesaj gelmişti.
Artistik Yüzme: [Bay Sheng, son birkaç gündür gösterdiğiniz ilgiden dolayı çok teşekkür ederim.]
Sheng Shaoyou öfkeyle çıkışa doğru yürüdü, ama o ilk satırı okur okumaz adımları duraksadı. Sağ gözü şiddetle seğirmeye başladı ve ekranı aşağı kaydırdığında, kalbine doğrudan hançer gibi saplanan başka bir mesaj gördü.
Artistik Yüzme: [Üzerinde düşünüp taşınınca, sizi rahatsız etmeye devam etmenin sahiden de oldukça uygunsuz olduğunu fark ettim. Kalacak başka bir yer buldum. Akşam yemeği masada hazır duruyor, bugün taşınıyorum. Ayrıca, borcumu zamanında ödeyeceğim. Fakat önemli bir şey olmadığı müddetçe, bundan böyle bir daha asla görüşmemeliyiz.]
Taşınıyor mu? Nereye taşınıyor? Buradan başka nereye gidebilir ki?
Gürültüyle kapanan kapı üç dakika sonra evin sahibi tarafından kasvetli bir ifadeyle itildi. Bu kez oturma odasının ışıkları açıktı. Hua Yong, Sheng Shaoyou’nun en çok sevdiği açık renkli balıkçı yaka kazağını giymiş girişte duruyordu. Yüzünün yarısı kazağın yakasına gömülmüştü. Sheng Shaoyou’nun döndüğünü duyunca şaşkınlıkla arkasını döndü.
Sheng Shaoyou önce onun şaşkın ifadesine, ardından da elindeki tekerlekli bavula baktı. Yüzü daha da kasvetli bir hal aldı.
“Nereye gidiyorsun?”
“Bay Sheng,” dedi Hua Yong tereddütle. Sadece birkaç günlük ayrılıktan sonra daha da zayıflamış görünüyordu. Bileğinin açıkta kalan derisi her zamankinden daha kırılgandı ve parmakları bavulun sapını o kadar sıkı kavramıştı ki, eklemleri kızarmıştı. Çok acınası bir haldeydi, sanki geçici bir barınağın müdürü tarafından acımasızca sokağa geri atılan başıboş bir köpek gibiydi.
Açıkça söylemek gerekirse, hiçbir şey söylemeden kaçmaya çalışan oydu; peki neden sanki biri onu buna zorluyormuş gibi davranıyordu ki?
“Neyse ki, size yüz yüze teşekkür etmek için bir fırsatım oldu,” dedi Hua Yong ve kısa bir süre önce Sheng Shaoyou tarafından tutkuyla öpülen dudaklarının kenarları hafifçe yukarı doğru kıvrıldı, “Bu süreçteki ilginiz için gerçekten çok teşekkür ederim, Bay Sheng. Hoşça kalın.”
Bunu söylerken bavulun sapını kavradı ve başını bile kaldırmadan kapıya doğru yürüdü.
Sheng Shaoyou ellerini ceplerine sokmuş şekilde kayıtsız bir tavırla kapı pervazına yaslandı. Hua Yong kapıdan tamamen çıkıncaya kadar bekledi, sonra aniden söze girdi, “Kafana estiği gibi gidip geliyorsun, burayı ne sanıyorsun? Barınak mı?”
Hua Yong yüzünü hafifçe çevirip ona baktı, gözleri kızarmıştı. Bir süreliğine evine sığınan küçük sokak hayvanı, kararından derin pişmanlık duyuyor gibiydi. Başından beri gerçek bir barınak seçmediği ve bunun yerine Sheng Shaoyou’nun boş dairesini seçme hatasını yaptığı için pişmandı.
“Özür dilerim,” dedikten sonra bavulunu yere koydu, ses tonu her zamanki gibi nazikti, “O halde ne yapmamı istiyorsunuz?”
Evet, ne istiyordu sahi? Tam olarak ne istiyordu?
Sheng Shaoyou kaşlarını çatarak bir an düşündü ve istediği şeyin aslında oldukça basit olduğunu fark etti.
Hua Yong’un her zaman onun belirlediği yerde itaatkar bir şekilde kalmasını istiyordu. Hua Yong’un her gün evde onu beklemesini, kahvaltısını hazırlamasını, kurabiyeler pişirmesini ve akşam yemeği yapmasını istiyordu.
Sheng Shaoyou, Hua Yong’un her sabah işe giderken onu yolcu etmesini istiyordu. Öğlen vakti çok meşgul olmadığında onu arayıp öğle yemeğinde ne yediğini sormasını istiyordu. Akşam yemeğini birlikte yedikten sonra Hua Yong’un kalkıp tabakları ve yemek çubuklarını toplayıp gün boyunca neler yaptığını gelişigüzel şekilde anlatmasını istiyordu. Akşam yemeğini hazırlarken çorbaya bir kaşık tuz daha ekleyip eklememeyi tartışmak istiyordu.
Hua Yong için Sheng Shaoyou bu sıkıcı, sıradan konuşmalara katlanabilirdi ve ara sıra sıradanlığın içinde içini ısıtan bir parça mutluluk bulabilirdi.
Sheng Shaoyou, Hua Yong’un bu evin bir parçası olmasını istiyordu. Tıpkı vazoya konmuş bir orkide gibi, sessizce alanını süslemesini istiyordu. Evet, tam olarak böyleydi. Asla kendi isteğiyle ayrılmayacak bir orkide; Sheng Shaoyou, hayatını ve ruh halini süsleyen bir orkide istiyordu aslında.
Çünkü Hua Yong güzeldi, nazikti ve gerçekten Sheng Shaoyou’yu seviyor ve ona güveniyor gibi görünüyordu.
Onun varlığı Sheng Shaoyou’nun hayatını daha iyi hale getiriyordu. Huysuzlanmadığı veya öfke nöbeti geçirmediği zamanlarda, Hua Yong sayesinde Sheng Shaoyou’nun her günü keyifli geçiyordu.
Bu yüzden Sheng Shaoyou ondan ayrılmak istemiyordu.
Hua Yong kısa bir mesafede durmuştu ve doğrudan ona bakıyordu. Yüzü oldukça gergin, cildi soğuktu ve buzunki gibi bir parlaklık taşıyordu. Normalde sakin olan ifadesi bile bir hayli mesafeli görünüyordu.
Sheng Shaoyou hayatında hiç böyle bakılmamıştı, özellikle de Hua Yong tarafından. Kalbi sıkıştı ve sözler istemsizce ağzından daha keskin şekilde dökülüverdi.
“Ne mi istiyorum? Ne istediğimin bir önemi var mı ki?”
Hua Yong’un gergin ifadesi anında kayboldu. Bakışları yere doğru yöneldi ve, “Hayır,” dedi, “Bir daha görüşmeyelim.”
“Neden?” dedi Sheng Shaoyou. Kollarını kavuşturdu ve ona soğuk bir bakış attı, sesinde alaycı bir ton vardı, “Ne o, benimle sadece öpüştüğün ama aynı yatağa girmediğin aşk oyununu oynamaktan bıktın mı?” Ardından uzun boylu alfa alaycı bir ifadeyle gülümsedi, “Yoksa seni kalıcı olarak işaretleyecek bir alfa mı buldun kendine?”
Hua Yong’un başı aniden yukarı kalktı ve gözleri panikle kocaman açıldı. Bakışlarındaki şok o kadar yoğundu ki, neredeyse acı çekiyor gibi görünüyordu. Uzun bir süre geçti, sonunda boğuk bir sesle, “Hayır,” dedi. Konuşurken gözlerinde yavaşça yaşlar birikti.
Sheng Shaoyou buna tamamen hazırlıksız yakalanmıştı. Rahat duruşu değişti ve sırtını kapı pervazından uzaklaştırdı. Genç ve yakışıklı alfa, aniden tedirgin bir şekilde aceleyle doğruldu ve, “Hey…” diye seslendi, sesinde gerginlik vardı.
Bu güzel ama kırılgan gözyaşları, Hua Yong’un hala en çok sevdiği omega olduğunu bir kez daha doğrulamıştı. Onun tek bir gözyaşı bile Sheng Shaoyou’nun göğsünde insanı uyuşturan cinsten bir acı yaratıyordu.
Bu orkidenin ağlaması her zamanki gibi yürek parçalayıcı bir güzellikteydi. Boğazından gelen boğuk sesi kulağa adeta kederli bir ağıt gibi geliyordu, “Artık böyle devam edemeyiz…”
“Çünkü seni çok seviyorum.”
Beni… seviyor musun?
Sheng Shaoyou afallayıp kalmıştı ve ne diyeceğini bilmiyordu.
Hua Yong onu sevdiği için mi görüşmeye devam edemezlerdi yani? Bu ne saçma bir şeydi böyle?
Gelgelelim Hua Yong’un yüzünde o kadar derin bir hüzün vardı ki, Sheng Shaoyou’nun acımasız sorusu sanki onun kalbini ve gözlerini gözyaşlarıyla kaplamış, ikisini de sessiz bir ıstırap içinde ağlatmıştı.
Omega önünde sessizce gözyaşı döküyordu, ama bunun Sheng Shaoyou üzerindeki etkisi, ayrılık sırasında hıçkıra hıçkıra ağlayan eski sevgililerinden çok daha büyüktü.
“Artık böyle devam etmek istemiyorum,” dedi ağlayarak, “Çünkü seni çok seviyorum. Başka bir omegaya dokunduğunu düşündüğüm an kıskançlıktan çirkinleşiyorum, tanıyamadığım birine dönüşüyorum…” Gözyaşları, gülümsediğinde gamzeler beliren yanaklarından tek tek süzülüyordu. Hüzünle ekledi, “Ben gerçekten çok kötü biriyim… O yüzden, Bay Sheng, buna bir son verelim. Sizi göremesem de her zaman dualarımda olacaksınız. Size bundan sonraki hayatınızda mutluluklar diliyorum.”
Bana… mutluluklar mı diliyorsun?
Gözyaşlarıyla ıslanan ve yaprakları çiğ damlalarıyla ağırlaşan orkide, konuşmasını bitirir bitirmez oradan ayrılmak için döndü. Ama Sheng Shaoyou onu tek hamlede yakaladı, “Konuşmamız bitmedi, nereye gittiğini sanıyorsun?”
“Söylemem gereken her şeyi söyledim,” dedi Hua Yong ve bileğini onun elinden kurtarmak için çabaladı.
Ancak Sheng Shaoyou onu sıkıca tuttu ve bırakmadı, “Ama ben kabul etmedim.”
Hua Yong’un hareketlerindeki direnç zayıfladı. Orkide asansör girişinde donakalmıştı, sanki fantastik bir hikaye duymuş gibi ona bakıyordu. Lakin ona karşılık vermedi.
Sheng Shaoyou ise şaşırtıcı şekilde sabırlıydı ve bir ilişkide şimdiye kadar gösterdiği en fazla sabırdı bu. Ses tonunu yumuşattı ve onu ikna etmeye çalıştı, “Dışarısı biraz soğuk. İçeri girip konuşalım, olur mu?”
Gelgelelim orkide başını salladı ve bavulun sapını daha sıkı kavradı, “Söyleyecek bir şeyiniz varsa, burada söyleyin.”
Bu sorunu hızlı bir uzlaşma ile çözmeyi planlayan Sheng Shaoyou, kendisini tamamen çaresiz hissediyordu. Hayatında hiç böyle bir reddedişle karşılaşmamıştı. Yine de öfkesini dizginledi ve tekrar ikna etmeye çalıştı, “Bu, bir iki cümle ile açıklanabilecek bir şey değil. Zorluk çıkarma. Hadi uslu ol ve benimle gel.”
Ve böylece, evden kaçmak isteyen orkide sonunda onun ikna etmesiyle geri döndü.
Kapı arkalarından kapandığında, Sheng Shaoyou nedense bir rahatlama hissetmişti.
Hua Yong mutfak adasının yanındaki yüksek taburede oturuyordu, başını eğmişti ve düşüncelere dalmıştı.
Sheng Shaoyou yanına yaklaşsa da Hua Yong ona bakmamıştı. Çenesi kazağının yakasına gömülmüştü ve narin, güzel şekilli burnunun ucu kızarmıştı; oldukça acınası görünüyordu.
Sheng Shaoyou nadir görülen bir nezaket gösterisiyle ona bizzat bir bardak ılık su koydu. Hua Yong elini uzatıp bardağı aldı ve usulca, “Teşekkür ederim, Bay Sheng,” diyerek mırıldandı. Fakat gözleri hala bardağa sabitlenmişti ve Sheng Shaoyou’nun bakışlarıyla buluşmaya hala isteksizdi.
Sheng Shaoyou aniden Hua Yong’un ona yumuşak bir gülümsemeyle bakıp o nazik tonla, “Teşekkür ederim, Bay Sheng,” dediği zamanları özlediğini fark etti. O kadar da uzun zaman geçmemişti, ama sanki aradan bir ömür geçmiş gibi geliyordu.
Minik orkide de biraz utanmış gibiydi. Ne de olsa, Sheng Shaoyou’nun herkesin dilinde dolanan çapkınlığı yüzünden gözyaşı dökmüştü. O anda, ağlamaya devam etmek uygunsuz gelmişti. Seramik fincandan yükselen buhar bakışlarını yumuşatmış ve soğukluğu eritip o tanıdık şefkati geri getirmişti; hatta öyle ki, Sheng Shaoyou’nun da hoşuna gitmiş ve bu manzarayı görünce kalbi yumuşamıştı. Bu da onu daha hoşgörülü davranmaya sevk etmişti: Gelecek sefer, başka biriyle birlikte olduktan sonra, en azından eve gelmeden önce duş almak için zaman ayırmalıyım. Aksi takdirde, bu orkide fark ederse yine ağlar.
Hua Yong, Sheng Shaoyou’nun “içeri girip konuşalım” sözünün sadece bir bahane olduğunu muhtemelen çoktan anlamıştı. Artık konuşacakları hiçbir şey kalmamıştı. Geçici bir sevgiden başka, Sheng Shaoyou’nun ona sunabileceği hiçbir şey yoktu.
Hua Yong’a bir söz ya da işaret veremezdi. Hatta Hua Yong’u “senin için bir daha kimseyle birlikte olmayacağım” gibi bir yalanla bile teselli edemezdi. Çünkü Sheng Shaoyou, herhangi bir omegaya bağlı kalmayı reddeden türden bir alfaydı. Nazik davrandığında, karşısındakine onun için gökyüzündeki yıldızları yeryüzüne indirebilirmiş gibi hissettirirdi, lakin soğuk davrandığındaysa sanki ayağının altındaki çimenler bile daha değerliymiş gibi hissettirirdi.
Sheng Shaoyou doğası gereği bir hovardaydı, hayatı bir oyun gibi görürdü. Sevgili seçimindeki zevki tutarlıydı; sıradan, tahmin edilebilir kişilerdi hep. Hem sadık bir adam hem de çapkın bir zamparaydı. Bütün bir futbol takımından çok daha fazla eski sevgilisi vardı; Hua Yong’un nefret ettiği türden sefahat dolu bir yaşam sürerdi. Hiç hoşlanmadığı biriyle dahi, gözünü bile kırpmadan aynı yatağa girebilirdi.
Yine de tüm duygusuzluğuna rağmen, Sheng Shaoyou yufka yürekli biriydi. Önemli anlarda, her zaman çok ama çok nazik davranırdı. Daha da önemlisi, Sheng Shaoyou da Hua Yong’u bırakmak istemiyor gibiydi.
İşte bu Sheng Shaoyou, Hua Yong’un vazgeçmesi imkansız, sevmekten kendini alamadığı biriydi.
Yüz li mesafedeki yolculuğun yarısı doksan li‘ydi ne de olsa — hayat böyleydi; aşk da öyle.
ÇN: 行百里者半九十 (xíng bǎi lǐ zhě bàn jiǔ shí) eski bir Çin atasözü. Anlamı ise şu: Bir kişi bir işin %90’ını yapmış olsa bile, aslında yarısını yapmış sayılır; çünkü son %10luk kısım en zor ve en kritik kısımdır aslında.
Hiç risk almayan bir insanın her zaman eli boş kalırdı. Ve Hua Yong, zorluklara göğüs geren ve sabırla fırsat kollayanların saflarının en önünde yerini almıştı.
Kazanacağından adı gibi emindi.
ÇN: Hua Yong’un ilk kez sen diliyle hitap ettiği cümleleri tespit etmek için birkaç bölümdür İngilizce yerine Çinceden çeviriyorum. Duygularını açıklarken “sen” (你) diyor ancak mesafeyi korumaya çalışmak için ardından “siz” (您) demeye devam ediyor. Sizin için önemli mi bilmiyorum ama benim için ilginç bir detay bu, hani öpüştüler sevgili gibi yaşadılar bir süre ama Hua Yong hep aralarındaki hiyerarşiyi korudu dfkdj
Bölümden sahneler:

Açıklamalar için çok sağ ol , ellerine sağlık